30 Mart 2014 Yerel Seçimler Öncesi

March 28, 2014
30 Mart 2014 Yerel Seçimler Öncesi

Aslında kimseye akıl hocalığı yapmak değil niyetim. Mevcut iktidarın ileri demokrasi anlayışını eleştirirken, o anlayışı bir adım daha öteye götürecek sözler de sarf etmek istemiyorum. Sadece içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirirken, bir de kendi bakış açımı seninle paylaşmak istiyorum.

Huzurumuzdan, sakinliğimizden, dinginliğimizden eser kalmadığı şu günlerde aramızda hala uykularını deliksiz uyuyabilen kaldı mı? Birbirine düşmüş erk sahiplerinin gerek miting alanlarında gerek televizyon ekranlarında süregelen gövde gösterileriyle karşılaştıkça sen de boğazına sarılmış eller hissediyor musun?

Sandığa gitmek ya da gitmemek, oy kullanmak ya da kullanmamak bunların hepsi senin tercihin; öte yandan senin tercihin beni, benim tercihim ise seni doğrudan etkiliyor. Bugüne dek her seferinde olduğu gibi bu sefer de sandık başına gittiğimde sırtımda hissedeceğim o ağırlığın sebebi budur. Atacağım oyun yalnızca benim geleceğimi etkilemeyeceğinin farkındayım. Belki bu yüzden huzursuzluğum had safhalara ulaşmış durumda; zira ilk defa bu kadar aklı karışık olarak gideceğim sandık başına.

Oy vermeyeceğini söyleyen, oyunu kullanırken oy bölmemeyi baz alacağını söyleyen, hala mevcut iktidarın adaylarını destekleyen herkesi anlıyorum (ancak bu herkes arasında kesin surette ağzından nefret sözcükleri saçan sözde gazeteciler, sözde siyaset bilimciler, sözde toplumbilimciler yer almamaktadır.) Sivil itaatsizliği, bir inanca elini kolunu kaptırmışlığı, savunduğun şeyi aslında son çare olarak görmeyi anlayabiliyorum. Öte yandan bu anlayışlılık hali, mevcut gidişat söz konusu olduğunda huzursuzluğumu daha da tetikliyor.

Diyeceğim o ki;

  • Sene 2014. Vatandaşa sunulan hiçbir teknolojik hizmet lütuf değildir. 21. yüzyıl Türkiyesi’nde ne Metrolar ne Metrobüsler ne de Marmaray inşa edildi diye hiç kimseye oy borcumuz yok; ancak bu hizmetler halka sunulmadığı takdirde hesap sorma hakkına sahibiz. Nedeni belli değil mi? Daha anlaşılır olsun diye: İki bin on dört.
  • Sene 2014. Ne havaalanları ne bisiklet yolları vatandaştan oy toplamak için kullanılacak vaatler değildir. Şayet 2014 Türkiyesi’nde yaşıyorsanız sizler de benim gibi ve o Türkiye yıllarca okuduğumuz ders kitaplarındaki gibi önemli bir coğrafi konuma sahipse, bize vaatlerin değil de hizmetlerin sunulması gerekmez mi?
  • Sene 2014. Bu ülkede hala tecavüzlerin, çocuk istismarlarının, kadın cinayetlerinin, LGBT haklarının, etnik ayrımcılığın hak arayışı bir mücadeledir. Yoksulluğun yükselişe geçtiği, ekonomik düzeylerin uç noktalara ayrıldığı, ölenin ardından “Su testisi su yolunda,” cümlesinin arsızca sarf edilebildiği, elinden alınan hakların arayışında olanın suçlu ilan edilebildiği 2014 Türkiyesi’nde yaşıyoruz. Tecavüz bir hak değildir, istismar bir hak değildir, cinayete kurban gitmek bir hak değildir. Hak olan eşitlik ve adalettir. Önce bunu bir kavrayalım. Yeryüzündeki herhangi bir canlı bize sahip olduğumuz hayatı bahşetmedi ve bahşedemez değil mi? Aksini iddia eden bir cümle iman sahibi bir insan için şirke eşdeğer olacaktır, uyarmadı demeyin.
  • Sene 2014. Bu ülkenin iktidar büyüklerinin telefon konuşmaları dinlenmiş ve bu dinlemeler halka sızdırılmıştır. Bu bir suçtur. Ancak bunun bir suç olduğunu savunurken, konuşmaların içeriğinde mevcut bulunan suç unsurlarını görmezden gelmek ve inkar etmek hangi psikolojik kavramla açıklanabilir bir fikrim yok. Tek adamı savunurken, bütün bir halka karşı sorumluluk sahibi olduğunu gözardı etmek senin vicdanına kalmış.

Daha madde madde sayabileceğim çok şey var. Uzatmayayım, uzadıkça benim sinirlerim alt üst oluyor. En büyük temennim, artık bu ülke vatandaşlarının kendisine tek adamlar yaratmamasıdır. En azından hala demokratik bir ülkede yaşadığınızı iddia edebiliyorsanız, bunun ayırdına varmanızı temenni ederim.

Benim oyum sizin, sizin oyunuz da benim hayatıma değiyor. Lütfen bunun bilinç düzeyine artık varmış olalım.

Ve hatırlatayım:

İllüstrasyon: Cansu Cığa


%d bloggers like this: